Osmanlı’da Bir Sadrazam Kendini “Sultan” Gibi Görürse Ne Olur?
Pargalı İbrahim Paşa örneği üzerinden: Osmanlı’da güç neden paylaşılmazdı?
Osmanlı’da bir sadrazam düşünün… Yabancı elçiler ona “ikinci hükümdar” diyor. Yetkisi büyüdükçe sınırlar bulanıklaşıyor. Peki böyle bir şeyin sonu ne olur?
Kısa cevap: Devlette tek otorite olurdu.
Osmanlı’da bir sadrazam düşün… Yabancı elçiler ona “ikinci hükümdar” diyor. Peki böyle bir şeyin sonu ne olur?
Bu kişi: Pargalı İbrahim Paşa. Kanuni Sultan Süleyman’ın çocukluk arkadaşı. Bir köleden, imparatorluğun en güçlü adamına dönüşmüş bir sadrazam. Seferlerde padişah adına antlaşmalar yaptı. Avrupalılar şunu yazıyordu: “Osmanlı’da iki hükümdar var: Süleyman ve İbrahim.”
Ama güç arttıkça sınırlar bulanıklaştı. İbrahim Paşa kendisini yalnızca bir vezir değil, devletin gerçek sahibi gibi görmeye başladı. Rivayete göre bir mecliste “Bu devlet benim” dedi. Bazı yazışmalarda kendisi için “Serasker Sultan” ifadesini kullandı.
Osmanlı’da tek bir kural vardı: Devlette tek otorite olurdu. 1536’da, bir gece vakti… Kanuni, en güvendiği adamı boğdurttu. Ne mahkeme kuruldu, ne savunma alındı. O günden sonra adı değişti: Makbul → Maktul İbrahim Paşa.
Osmanlı’da bir sadrazam kendini “sultan” gibi görürse… Sonu yükselmek değil, sessizce tarihten silinmek olurdu.
Güç, Osmanlı’da “paylaşılan” bir şey değil; ancak “emanet edilen” bir şeydi. Emanetin sahibi değişmezdi.
Sizce İbrahim Paşa’nın sonunu hazırlayan şey gerçekten “kibir” miydi, yoksa saray içindeki güç dengeleri mi?
.png)

Sizin Görüşünüz Bizim İçin Değerli!